Türk Hukuku Tarih Boyunca Nasıl Şekillendi?
Türk hukuku tek bir kaynaktan değil, üst üste binen dört büyük katmandan oluşur: İslamiyet öncesi Orta Asya'da yazısız gelenek hukuku olan töre, İslam hukukuyla birleşen Karahanlı-Selçuklu dönemi, şer'î ve örfî hukuku birlikte yürüten Osmanlı düzeni ve Cumhuriyet'le birlikte Avrupa kanunlarının bütün halinde alındığı resepsiyon dönemi. Bugün uyguladığımız kanunların büyük bölümü ise 2001-2012 arasında yeniden yazılmıştır.
Türk hukukunun tarihi 1926'da başlamaz. Bugünkü sistemin arkasında, İslamiyet öncesi Orta Asya'dan başlayan, İslam hukukuyla birleşen, Osmanlı'da kurumsallaşan ve Cumhuriyet'le birlikte kökten yön değiştiren dört katmanlı bir birikim vardır. Her katman, kendinden sonrakine bir şey bırakmıştır.
Aşağıdaki yazı bu dört katmanı sırayla ele alıyor. Acelesi olan okuyucu için önce kısa bir zaman çizelgesi, sonunda ise tüm bu tarihin bugünkü dosyalara nasıl yansıdığını gösteren pratik bir bölüm var.
🧭Önce Kısa Zaman Çizelgesi
Tarih sırasıyla en belirleyici duraklar şunlardır:
- Göktürk ve Uygur dönemi — Töre: yazısız gelenek hukuku, kurultay, ilk yazılı sözleşme örnekleri
- Karahanlılar ve Selçuklular — İslam hukukuyla birleşme, şer'î ve örfî yargı ayrımı
- Osmanlı klasik dönemi — Kanunnâmeler, kadı sicilleri, cemaat esaslı çok katmanlı düzen
- Tanzimat (1839) ve sonrası — Avrupa kaynaklı kanunların ilk kez alınması, Mecelle (1868-1876)
- Kanun-ı Esasi (1876) ve 1921-1924 Anayasaları — Anayasal düzenin kurulması
- 1926 Resepsiyonu — Medeni, Borçlar, Ceza ve Ticaret kanunlarının Avrupa'dan iktibası
- 1961 ve 1982 Anayasaları — Anayasa Mahkemesi, temel hak rejimi, bireysel başvuru (2010)
- 2001-2012 — Bugün yürürlükte olan temel kanunların yeniden yazılması
- 2016 ve sonrası — İstinaf kanun yolu, dava şartı arabuluculuğun yaygınlaşması
!Türk hukuk tarihinin dört katmanını gösteren zaman çizelgesi görseli
🏹Katman 1 — İslamiyet Öncesi: Töre
Orta Asya Türk devletlerinde hukukun adı töre (türe) idi. Töre yazılı bir kanun metni değil, kuşaktan kuşağa aktarılan, bağlayıcılığı tartışılmayan gelenek hukukuydu. Kağan dahi töreye tabiydi; töreye aykırı davranan yöneticinin meşruiyeti sorgulanırdı.
Bu düzenin başlıca özellikleri şunlardır:
- *Kut anlayışı:** Yönetme yetkisinin kağana verildiği kabul edilirdi; ancak bu yetki adaletle hükmetme koşuluna bağlıydı.
- *Kurultay (toy):** Kağan seçimi, savaş ve barış gibi konuların görüşüldüğü meclis.
- *Cezalandırmada hız:** Yargılama uzun sürmez, suç ve ceza büyük ölçüde belirli olurdu.
- *Mülkiyet ayrımı:** Otlaklar topluluğa aitken, hayvan ve ev eşyası gibi taşınırlarda bireysel mülkiyet vardı.
- *Aile yapısı:** Kadının aile içindeki konumu, dönemin birçok toplumuna kıyasla belirgin biçimde güçlüydü.
!Orhun Yazıtları ve Göktürk dönemi töre düzeni
Sekizinci yüzyıla tarihlenen Orhun Yazıtları, bu düzenin siyasi ve ahlaki ilkelerini aktaran en önemli kaynaktır. Uygurlar döneminde ise yerleşik hayata geçişle birlikte yazılı hukuk belgeleri ortaya çıkmıştır: alım-satım, kira, borç ve vasiyete ilişkin sözleşme örnekleri günümüze ulaşmıştır. Bu belgeler, Türk hukuk tarihinde yazılı işlem pratiğinin ilk örnekleri sayılır.
Hayır. Töre'nin hiçbir kuralı bugün uygulanan bir hukuk kaynağı değildir. Önemi tarihseldir: yöneticinin de hukuka bağlı olduğu fikrinin bu topraklardaki köklerini gösterir.
☪️Katman 2 — İslam Hukukuyla Buluşma
Onuncu yüzyılda Karahanlılar'ın İslamiyet'i kabul etmesiyle Türk hukuk düşüncesi yeni bir kaynakla karşılaştı. Bundan sonra töre tamamen ortadan kalkmadı; İslam hukukunun düzenlemediği veya devlet yönetimine bırakılan alanlarda varlığını sürdürdü.
Yusuf Has Hacib'in 1069-1070 yıllarında yazdığı Kutadgu Bilig, bu birleşmenin en bilinen metnidir. Eserde adaleti temsil eden karakter üzerinden, hükümdarın da bağlı olduğu bir ölçü fikri işlenir. Aynı düşünce çizgisi, Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün on birinci yüzyılda kaleme aldığı Siyasetnâme'de devlet yönetimi diliyle sürdürülür.
Bugüne Kalan Miras: İkili Yargı Yapısı
Selçuklularla birlikte, Osmanlı'ya da devrolacak bir ayrım kurumsallaştı:
- *Şer'î yargı** — Kadıların baktığı, İslam hukuku kurallarının uygulandığı alan. Aile, miras, borç ve ceza uyuşmazlıklarının önemli bölümü buraya girerdi.
- *Örfî yargı** — Devlet düzenine, askerî işlere ve idari uyuşmazlıklara ilişkin alan. Hükümdarın düzenleme yetkisine dayanırdı.
- *Divan-ı Mezâlim** — Yöneticilerin ve görevlilerin haksız işlemlerine karşı başvurulan üst merci; bugünkü idari yargı fikrinin uzak bir öncülü sayılabilir.
Anadolu Selçuklu Devleti ve beylikler döneminde bu yapı sürdü. Aynı dönemde esnaf ve zanaatkâr örgütlenmesi olan ahilik, kendi iç disiplin kuralları ve uyuşmazlık çözüm mekanizmalarıyla meslek hukuku alanında ayrı bir düzen oluşturdu.
📜Katman 3 — Osmanlı: Çok Katmanlı Düzen
Osmanlı hukuku bu mirası devraldı ve genişletti. Şer'î hukuk ile padişahın düzenleyici yetkisine dayanan örfî hukuk yan yana işliyor; gayrimüslim cemaatler ise kişi ve aile hukuku alanında kendi düzenlerini uyguluyordu. Uygulamada Hanefî mezhebi esas alınmıştır.
Padişahların çıkardığı kanunnâmeler, özellikle toprak rejimi, vergi ve ceza alanında ayrıntılı düzenlemeler getirdi. Kadı sicilleri (şer'iyye sicilleri) ise mahkeme kararlarının kayıt altına alındığı, bugün hukuk tarihinin en zengin kaynağı olan defterlerdir.
!Osmanlı dönemi kadı sicili ve kanunnâme sayfaları
On dokuzuncu yüzyılda bu yapı ciddi biçimde sarsıldı. 1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanı, yönetimin hukuk karşısındaki konumunu değiştiren siyasi metinlerdi. Bu dönemde ticaret ve ceza alanında Fransız hukukundan geniş ölçüde yararlanan kanunlar yürürlüğe girdi; Osmanlı hukuku ilk kez farklı bir hukuk ailesinden metin almaya başladı.
Mecelle
Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki komisyonca 1868-1876 yılları arasında hazırlandı. İslam hukukunun borçlar, eşya ve yargılama usulüne ilişkin kurallarını maddeler hâlinde düzenleyen bu metin, kendi geleneği içinde yapılmış ilk sistematik kanunlaştırma denemesidir.
Mecelle aile ve miras hukukunu kapsamıyordu. Buna karşılık yazılı, numaralandırılmış, mahkemede doğrudan uygulanabilir bir kanun fikrini yerleştirdi. 1926'da Medeni Kanun'un yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kalktı.
Mecelle'nin getirdiği çözümler bugün yürürlükte değildir. Ancak baştaki genel kaideler hukuk düşüncesinin ortak diline yerleşmiştir; uygulamada bunlara bir hüküm kaynağı olarak değil, bir düşünce alışkanlığı olarak rastlanır.
🏛️Anayasal Düzenin Doğuşu
1876 tarihli Kanun-ı Esasi, Osmanlı'nın ilk anayasasıdır. Kısa süre sonra fiilen işlevsiz kaldı; 1908'de yeniden yürürlüğe konuldu ve 1909 değişiklikleriyle padişahın yetkileri sınırlandırıldı.
Kurtuluş Savaşı sürerken kabul edilen 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, egemenliği kayıtsız şartsız millete tanıması bakımından esaslı bir dönüm noktasıdır. 1924 Anayasası ile Cumhuriyet'in kurumsal yapısı düzenlenmiştir.
⚖️Katman 4 — 1926: Resepsiyon Dönemi
Cumhuriyet'in ilk yıllarında yapılan tercih, mevcut hukuku tadil etmek değil, Avrupa'da yürürlükte olan kanunları bütün halinde almak oldu. Literatürde bu tercih resepsiyon (iktibas) olarak adlandırılır.
- Türk Kanunu Medenîsi (1926) — İsviçre Medeni Kanunu
- Borçlar Kanunu (1926) — İsviçre Borçlar Kanunu
- Ceza Kanunu (1926) — İtalyan Ceza Kanunu
- Ticaret Kanunu (1926) — ağırlıklı olarak Alman ve İsviçre kaynakları
- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (1927) — İsviçre Neuchâtel kantonu usul kanunu
- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (1929) — Alman usul kanunu
- İcra ve İflâs Kanunu (1932) — İsviçre İcra ve İflâs Kanunu
!1926 Türk Kanunu Medenîsi ve resepsiyon dönemi
Bu geçiş yalnızca metin değişikliği değildi. Şer'î mahkemeler kaldırıldı, cemaat esaslı ayrı rejimler sona erdi, yargı tek bir yapı altında toplandı. Aile hukukunda tek eşlilik, resmî nikâh ve boşanma karşısında eşitlik kuralları bu dönemde yerleşti. Kadınların seçme ve seçilme hakkı belediye seçimlerinde 1930, muhtarlık seçimlerinde 1933, milletvekili seçimlerinde 1934 yılında tanınmıştır.
Türk hukuku, yaklaşık bin yıl İslam hukuku ve örf temelinde işledikten sonra birkaç yıl içinde Kıta Avrupası hukuk ailesine geçmiştir. Bu, dünya hukuk tarihindeki en kapsamlı iktibas örneklerinden biridir.
🗳️1961'den Bugüne Anayasal Çerçeve
1961 Anayasası, temel hak ve özgürlükleri ayrıntılı düzenlemesi ve denetim mekanizmaları kurması bakımından önemli bir eşiktir. Bu anayasa ile Anayasa Mahkemesi kurulmuş, kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi ilk kez mümkün olmuştur.
1982 Anayasası, yürütmeyi güçlendiren ve sınırlama rejimini ayrıntılı düzenleyen bir metin olarak yürürlüğe girdi; üzerinde bugüne kadar çok sayıda değişiklik yapılmıştır. İki değişiklik ayrıca önemlidir:
- 2004 değişikliğiyle Anayasa m. 90'a eklenen hüküm uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunlar çatıştığında andlaşma esas alınır.
- 2010 değişikliğiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılmıştır (Anayasa m. 148).
2017'de kabul edilen değişikliklerle cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiş, bu yapı 2018 seçimlerinin ardından uygulanmaya başlamıştır. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni 1950'li yıllarda onaylamış; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin zorunlu yargı yetkisini 1990 yılında kabul etmiştir.
🔄2000'li Yıllar: Kanunların Yeniden Yazılması
1926 kuşağı kanunlar yaklaşık seksen yıl yürürlükte kaldıktan sonra topluca yenilendi:
- Türk Medeni Kanunu (4721 sayılı, 2001) — 1 Ocak 2002'de yürürlüğe girdi. Edinilmiş mallara katılma rejiminin yasal mal rejimi olması en görünür değişikliktir.
- Türk Ceza Kanunu (5237) ve Ceza Muhakemesi Kanunu (5271) — 2004'te kabul edildi, 1 Haziran 2005'te yürürlüğe girdi.
- Türk Borçlar Kanunu (6098), Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100) ve Türk Ticaret Kanunu (6102) — 2011'de kabul edildi, 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe girdi.
Yargı teşkilatında da yapısal değişiklikler oldu. İstinaf kanun yolu, bölge adliye mahkemelerinin 20 Temmuz 2016'da göreve başlamasıyla fiilen uygulanmaya başladı. Dava şartı arabuluculuk ise kademeli biçimde yaygınlaştırıldı: iş uyuşmazlıklarında 2018, ticari uyuşmazlıklarda 2019, tüketici uyuşmazlıklarında 2020; 2023 düzenlemesiyle kira, ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti ve komşuluk hukukundan doğan bazı uyuşmazlıklar da kapsama alındı.
📌Bunun Sizin Dosyanıza Etkisi Ne?
Her yeni kanun, kendisinden önce kurulmuş ilişkileri de karşılamak zorundadır. Bu nedenle metinlere geçiş hükümleri eklenir ve bir olaya hangi kanunun uygulanacağı çoğu zaman tarihe göre belirlenir. Uygulamada en sık karşılaşılan sorular şunlardır:
- Evlilik 1 Ocak 2002'den önce mi sonra mı yapıldı? Mal rejimi bakımından tablo değişir.
- Miras bırakan hangi tarihte vefat etti? Mirasa uygulanacak hükümler buna göre belirlenir.
- Sözleşme 1 Temmuz 2012'den önce mi kuruldu? Uygulanacak borçlar hukuku metni farklılaşabilir.
- Suç hangi kanun döneminde işlendi? Lehe kanun uygulaması gündeme gelir.
- Karar hangi tarihte verildi? Kanun yolunun istinaf mı temyiz mi olduğu buna bağlıdır.
Eski bir dosya için ilk yapılacak iş, olayın tarihini kesinleştirmektir. Evlilik cüzdanı, veraset ilamı, tapu kaydındaki tarih ve sözleşme tarihi; hangi kanunun uygulanacağını çoğu zaman tek başına belirler.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Tarihsel bilgiler özet niteliğindedir ve her dosyanın koşulları farklıdır; somut durumunuz için bir avukata danışın.
Bodrum ve Muğla genelinde bu alanda avukatlık hizmeti veriyoruz: Bodrum Avukat — Dava ve Usul İşleri

bu yazıyı hazırlayan
Av. Mert Çelik
Muğla Barosu · Sicil 2039 · Bodrum · 2018’den beri
Bu makale genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki mütalaa veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. Mevzuat değişebilir; güncel durumunuz için mutlaka bir avukata danışınız.