İçeriğe atla
—:—:—
🇬🇧 English 0532 390 48 06

Hukukta Yanlış Bilinenler

22 yaygın yanılgı · Av. Mert Çelik · Muğla Barosu 2039 · 27 Temmuz 2026

Bu başlıkların hepsi yaygın olarak doğru sanılıyor.Hukuki sorunların bir kısmı bilgisizlikten değil yanlış bilgiden doğuyor. Merak ettiğinize dokunun, açıklaması açılsın.

Adliye ve yargılamaDuruşma, hâkim, savcı, tanık, süreler ve masraflar.

01Duruşmaya gitmezsem dava düşer.

Neden böyle sanılıyor“Ben ilgilenmezsem konu kapanır” beklentisi. Ceza davalarındaki bazı düşme hâlleriyle hukuk davalarının işleyişi karıştırılıyor.

Gerçekte

Hukuk davasında taraflardan biri duruşmaya gelmezse, gelen tarafın talebiyle yargılamaya devam edilir ve karar yokluğunuzda verilir. Her iki taraf da gelmezse dosya işlemden kaldırılır; üç ay içinde yenilenmezse dava açılmamış sayılır — bu, dava açanın aleyhine bir sonuçtur. Ceza davasında sanığın gelmemesi ise zorla getirme ve yakalama kararına yol açabilir.

Pratikte ne anlama geliyorGelmemek davayı bitirmez, yalnızca sizi sürecin dışında bırakır. Delil sunmadan, tanık dinletmeden ve karşı iddiaya cevap vermeden verilen karar büyük olasılıkla aleyhinize olur. Gerçekten gidemeyecekseniz mazeret dilekçesi verilmeli veya vekil aracılığıyla temsil sağlanmalıdır; vekille takip edilen dosyada tarafın bizzat bulunması çoğu duruşmada zorunlu değildir.

02Savcı benim davamı takip eder, avukat gibi tarafımı tutar.

Neden böyle sanılıyorŞikâyet dilekçesini savcılığa vermek, savcının “sizin adınıza” hareket ettiği izlenimi yaratıyor. Dizilerdeki savcı tasviri de bu algıyı besliyor.

Gerçekte

Savcı kamu adına hareket eder, mağdurun vekili değildir. Görevi maddi gerçeği araştırmaktır ve bu araştırma şüphelinin lehine olan delilleri de toplamayı kapsar. Ayrıca savcı yalnızca ceza soruşturmasında vardır; hukuk davalarında savcı taraf değildir — boşanma, alacak, tapu iptali gibi davalarda savcının rolü yoktur.

Pratikte ne anlama geliyorCeza dosyasında haklarınızı korumak istiyorsanız katılan (müdahil) sıfatıyla davaya dahil olmanız ve kendi vekilinizi görevlendirmeniz gerekir. Katılan olmadan, delil sunma, tanık bildirme ve karara karşı kanun yoluna başvurma imkânınız sınırlı kalır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz da yalnızca süresinde yapılabilir.

03Duruşmada her şeyi anlatırım, hâkim beni dinleyince haklı olduğumu anlar.

Neden böyle sanılıyorAdaletin “anlatmakla” sağlandığı beklentisi. Günlük hayatta haklılık genellikle ikna ederek kurulduğu için mahkemede de öyle olacağı sanılıyor.

Gerçekte

Hukuk yargılamasında yazılı usul esastır. İddia ve savunmalar dilekçelerle ileri sürülür; duruşma bunların tartışıldığı yerdir, anlatıldığı yer değil. Dahası, ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra iddia ve savunma kural olarak genişletilemez ve değiştirilemez. Duruşmada söylediğiniz, dilekçede yer almayan yeni bir iddia dikkate alınmayabilir.

Pratikte ne anlama geliyorBelirleyici olan anlatım gücü değil, süresinde sunulmuş delildir. Hâkimin sizi dinlemesi bir hak, ancak kararın dayanağı dosyadaki belgelerdir. Bu yüzden dava dilekçesinin ve cevap dilekçesinin eksiksiz hazırlanması, duruşmada söylenecek her şeyden daha önemlidir. “Nasılsa duruşmada anlatırım” yaklaşımı, geri dönüşü olmayan bir usul kaybına dönüşebilir.

04Tanığımı duruşma günü yanımda götürürüm, dinlerler.

Neden böyle sanılıyorTanıklığın “gelip anlatma” meselesi sanılması. Adliyede beklerken tanık getiren insanların görülmesi de bu izlenimi güçlendiriyor.

Gerçekte

Tanık gösteren taraf, tanıkların ad, soyad ve adreslerini içeren listeyi süresinde mahkemeye sunmak zorundadır. Listede yer almayan kişi tanık olarak dinlenmez. Ayrıca listede her tanığın hangi vakıa hakkında dinleneceğinin belirtilmesi gerekir; bu belirtilmezse dinleme talebi reddedilebilir.

Pratikte ne anlama geliyorTanık deliline dayanacaksanız bunu dilekçeler aşamasında planlamanız gerekir. Süresi geçtikten sonra “çok önemli bir tanığım var” demek çoğu zaman sonuç vermez. Tanığın gelmemesi hâlinde ise zorla getirilmesi istenebilir; ancak bunun için de tanığın usulüne uygun davet edilmiş olması şarttır.

05Adli tatilde adliyede hiçbir iş yürümez.

Neden böyle sanılıyor“Tatil” kelimesinin tam kapanma çağrıştırması. Duruşmaların büyük ölçüde durması da bunu doğruluyor gibi görünüyor.

Gerçekte

Adli tatil her yıl 20 Temmuz – 31 Ağustos arasındadır ve bu dönemde süreler işlemez. Ancak adliye kapanmaz: ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talepleri, delil tespiti, iflasa ilişkin işler, tutuklu işler ve gecikmesinde sakınca bulunan haller adli tatilde de görülür. Nöbetçi mahkemeler çalışır.

Pratikte ne anlama geliyorEn sık yapılan hata sürelerin nasıl işlediğini yanlış hesaplamaktır. Adli tatilde biten bir süre, tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzamış sayılır. Yani 25 Temmuz’da dolan bir istinaf süresi 7 Eylül’e kadar uzar. Bu kural lehinize işlediği gibi karşı taraf lehine de işler; “tatil bitti, süre geçti” varsayımıyla hareket etmeden önce hesabın yapılması gerekir.

06Hâkimi beğenmezsem değiştirilmesini isteyebilirim.

Neden böyle sanılıyorDuruşmadaki üslup veya verilen ara kararların taraflı algılanması. “Bu hâkim beni dinlemiyor” hissi, ret talebinin haklı sebebi sanılıyor.

Gerçekte

Hâkimin reddi sınırlı sayıda sebebe bağlıdır: davada kişisel menfaatinin bulunması, taraflarla belirli derecede akrabalık, aynı davada tanıklık veya bilirkişilik yapmış olması, davayı daha önce hâkim sıfatıyla görmüş olması ya da tarafsızlığından şüpheyi gerektiren somut bir durum. Verilen ara kararların aleyhe olması ret sebebi değildir; aksi hâlde her olumsuz karar hâkim değişikliğine yol açardı.

Pratikte ne anlama geliyorDayanaksız ret talepleri reddedilir ve yargılamayı uzatmaktan başka bir işe yaramaz; kötüniyetli talepte disiplin para cezası da gündeme gelebilir. Ara kararlardan memnun değilseniz izlenecek yol hâkimi değiştirmek değil, o kararı esas hükümle birlikte kanun yoluna taşımaktır. Ara kararlar tek başına istinafa götürülemez, ancak nihai kararla birlikte denetlenir.

07Mahkeme kararını verdi, iş bitti.

Neden böyle sanılıyorDuruşmada “karar verildi” denmesi ve tarafın kısa kararı duyması. Sürecin orada bittiği doğal olarak varsayılıyor.

Gerçekte

Karar verilmesi ile kesinleşmesi farklı şeylerdir. Duruşmada açıklanan kısa karardan sonra gerekçeli karar yazılır, taraflara tebliğ edilir ve kanun yolu süresi bu tebliğle işlemeye başlar. Süresinde istinafa başvurulursa dosya bölge adliye mahkemesine gider. Karar ancak kanun yolu süreleri geçtiğinde veya kanun yolu incelemesi tamamlandığında kesinleşir.

Pratikte ne anlama geliyorKesinleşmemiş bir kararla yapılabilecekler sınırlıdır. Nüfusa tescil, tapu devri ve pek çok resmî işlem kesinleşme şerhli karar ister. Öte yandan bazı kararlar kesinleşmeden de icraya konulabilir; hangisinin hangi kategoride olduğu karara ve konuya göre değişir. “Kazandım” dedikten sonra hareketsiz kalmak, karşı tarafın istinaf süresini kaçırmanıza yol açabilir.

08Dosyamı görmek için adliyeye gitmem gerekir.

Neden böyle sanılıyorAdliye işlerinin fiziksel olarak yürüdüğü alışkanlığı. UYAP’ın vatandaşa açık bölümünün yeterince bilinmemesi.

Gerçekte

Davanın tarafı iseniz dosyanızı e-Devlet üzerinden UYAP Vatandaş Portalı’ndan görüntüleyebilirsiniz: duruşma günleri, ara kararlar, bilirkişi raporları, safahat kayıtları ve çoğu evrak burada yer alır. Vekille takip edilen dosyalarda avukat, UYAP Avukat Portalı üzerinden aynı bilgilere erişir ve dilekçe sunabilir.

Pratikte ne anlama geliyorAdliyeye gitmeyi gerektiren durumlar azalmıştır ama tamamen ortadan kalkmamıştır: fiziki evrak inceleme, bazı ceza dosyalarındaki kısıtlama kararları ve taraf olmadığınız dosyalar buna dahildir. Üçüncü kişiler bir dosyayı ancak hukuki yararlarını ispat edip hâkimden izin alarak inceleyebilir. Portalde görünen bir kararın tebliğ edilmiş sayılmadığını da unutmayın; süreler tebliğle başlar.

09Kaybeden bütün masrafı öder, bu yüzden dava açmanın riski yok.

Neden böyle sanılıyor“Yargılama giderleri haksız çıkan tarafa yüklenir” kuralının, tüm masrafları kapsadığı sanılması.

Gerçekte

Kural doğrudur ancak kapsamı dardır. Haksız çıkan taraf; harçları, gider avansını ve mahkemenin tarifeye göre hükmettiği vekâlet ücretini öder. Buna karşılık kendi avukatınızla anlaştığınız akdi ücret karşı taraftan alınmaz. Tarifedeki tutar ile ödediğiniz ücret arasındaki fark sizde kalır. Davayı kaybederseniz, kendi giderlerinize ek olarak karşı tarafın vekâlet ücretini de ödersiniz.

Pratikte ne anlama geliyorKısmen kabul edilen davalarda giderler oranlanır; yüz bin talep edip otuz bin alan taraf, giderlerin önemli bir kısmını kendi üstlenir. Bu yüzden talep miktarını gerçekçi belirlemek, yüksek tutmaktan daha akıllıcadır. Dava açmadan önce olası maliyeti hesaplamak isterseniz dava maliyeti hesaplayıcısını kullanabilirsiniz.

Avukatla çalışırkenÜcret, bilgilendirme ve avukattan beklenebilecekler.

10İyi bir avukat davayı kazanacağını baştan söyleyebilir.

Neden böyle sanılıyorBelirsizlik kaygısı. Müvekkil net bir cevap istiyor, bazı meslektaşlar da bu beklentiyi karşılamaya çalışıyor.

Gerçekte

Avukatın sonuç taahhüdünde bulunması meslek kurallarına aykırıdır. Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları ve Reklam Yasağı Yönetmeliği, başarı vaadini ve sonuç garantisini açıkça yasaklar. Bunun sebebi ahlaki bir incelik değil, yapısal bir gerçek: karar hâkimindir, deliller yargılama sırasında şekillenir ve karşı tarafın ne sunacağı baştan bilinemez.

Pratikte ne anlama geliyorSize “bu dava kesin kazanılır” diyen bir avukat, ya durumu yeterince incelememiştir ya da bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktadır. Beklemeniz gereken şey garanti değil, gerçekçi bir değerlendirmedir: hangi delillerin güçlü olduğu, nerede risk bulunduğu ve olası sonuçların neler olabileceği. Bu tür bir vaat, aynı zamanda bara şikâyet konusu edilebilecek bir davranıştır.

11Avukat ücretini karşı taraftan alsın, ben ödemeyeyim.

Neden böyle sanılıyorMahkemenin kaybeden tarafa vekâlet ücreti yüklediğinin bilinmesi. Bu tutar avukata ait olduğu için, “zaten oradan alacak” sonucuna varılıyor.

Gerçekte

Ortada birbirinden bağımsız iki ayrı ücret vardır. Akdi vekâlet ücreti, avukat ile müvekkil arasında kararlaştırılan ve müvekkilin ödediği tutardır; işin görülmesinin karşılığıdır ve davanın sonucundan bağımsızdır. Yasal (karşı taraf) vekâlet ücreti ise mahkemenin kaybeden tarafa yüklediği, tarifeye göre belirlenen ve kazanan tarafın avukatına ait olan ayrı bir kalemdir. İkincisi birincisinin yerine geçmez.

Pratikte ne anlama geliyorBu talebin makul olmamasının üç sebebi var. Birincisi, dava kaybedilirse karşı taraf vekâlet ücreti hiç doğmaz — avukat aylarca çalışmış olmasına rağmen hiçbir karşılık almamış olur. İkincisi, kazanılsa bile bu ücretin tahsil edilebilmesi ayrı bir meseledir; karşı tarafın ödeme gücü yoksa alacak kâğıt üstünde kalır. Üçüncüsü, Avukatlık Kanunu avukatın tarifenin altında ücretle iş görmesini yasaklar; ücretsiz çalışma taahhüdü hukuken geçerli değildir. Ayrıca ücretin tamamen sonuca bağlanması hâlinde bile oran, dava değerinin yüzde yirmi beşini aşamaz.

12Avukat davadaki her gelişmeyi bana anında bildirmek zorundadır.

Neden böyle sanılıyorVekâlet ilişkisinin sürekli bir raporlama ilişkisi gibi düşünülmesi. Dosyada bir şey olduğunu bilmemek kaygı yarattığı için beklenti yükseliyor.

Gerçekte

Avukatın bilgilendirme yükümlülüğü vardır, ancak bu her ara kararı, her tebligatı ve her yazışmayı anında iletmek anlamına gelmez. Yükümlülük esaslı gelişmeleri kapsar: duruşma sonuçları, verilen karar, süre gerektiren işlemler, bilirkişi raporu, sulh veya feragat gibi karar alınması gereken durumlar. Tensip zaptının düzenlenmesi ya da bir müzekkerenin yazılması gibi rutin işlemler bu kapsamda değildir.

Pratikte ne anlama geliyorBu ayrım pratik bir zorunluluktan doğuyor: bir dosyada aylar boyunca onlarca rutin işlem kaydı oluşur ve bunların her birinin ayrı ayrı bildirilmesi hem gereksiz hem işlevsizdir. Buna karşılık siz dosyanızı istediğiniz an kendiniz izleyebilirsiniz: e-Devlet üzerinden UYAP Vatandaş Portalı’ndan safahat kayıtlarını, duruşma günlerini ve çoğu evrakı görüntülemek mümkündür. Beklentiyi baştan konuşmak en sağlıklısıdır — hangi gelişmelerin bildirileceği ve hangi sıklıkla bilgi alacağınız, vekâlet ilişkisinin başında netleştirilebilir.

Günlük hayattaKira, boşanma, miras, iş ilişkisi ve trafik kazası.

13Kira sözleşmesi noterden yapılmazsa geçersizdir.

Neden böyle sanılıyorNoterin verdiği resmiyet hissi, sözleşmenin “gerçek” olmasıyla karıştırılıyor. Emlakçıların “notere gidelim, sağlama alalım” yönlendirmesi de bu inancı besliyor.

Gerçekte

Kira sözleşmesi hiçbir şekle bağlı değildir. Yazılı olması bile zorunlu değil; sözlü kira sözleşmesi de geçerlidir. Adi yazılı bir sözleşme, noterden yapılmış olanla aynı hukuki güce sahiptir. Noterin sağladığı tek şey, sözleşmenin o tarihte ve o içerikle yapıldığının inkâr edilememesidir.

Pratikte ne anlama geliyorSözleşmeyi noterden yaptırmamış olmanız hak kaybı yaratmaz. Asıl önemli olan sözleşmenin içeriğidir: tarafların kimliği, kiralananın adresi, kira bedeli, ödeme günü, depozito ve artış esası. Noterde imzalanmış ama bu unsurları eksik bir sözleşme, elle yazılmış eksiksiz bir sözleşmeden daha zayıftır. Uyuşmazlık çıktığında mahkeme kâğıdın nerede imzalandığına değil, ne yazdığına bakar.

14Kira süresi bittiğinde ev sahibi kiracıyı çıkarabilir.

Neden böyle sanılıyorSözleşmede “bir yıllık” yazıyor olması, sürenin sonunda ilişkinin kendiliğinden biteceği izlenimi veriyor. Diğer sözleşme türlerinde bu genellikle böyle olduğu için mantıklı da görünüyor.

Gerçekte

Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşme süresinin dolması kira ilişkisini sona erdirmez. Kiracı bildirimde bulunmazsa sözleşme aynı koşullarla bir yıl uzar ve bu her yıl tekrarlanır. Kiracı süre bitiminden en az on beş gün önce bildirimle çıkabilir; kiraya veren ise sürenin bitmesine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez.

Pratikte ne anlama geliyorKiraya verenin elinde kanunda sayılan sınırlı sebepler vardır: kendisinin veya kanunda belirtilen yakınlarının konut ihtiyacı, esaslı onarım nedeniyle kullanımın imkânsız hâle gelmesi, kiracının bir kira yılı içinde iki haklı ihtara sebep olması, kiracının aynı ilçede oturmaya elverişli konutu bulunması. Bunların dışında, on yıllık uzama süresinin sonunda sebep göstermeksizin fesih imkânı doğar. Her sebebin kendi süresi ve usulü vardır; yanlış sebebe dayanan dava reddedilir.

15Boşanmada kadın her zaman nafaka alır.

Neden böyle sanılıyorNafakanın “kadına ödenen para” olarak konuşulması ve türlerinin ayırt edilmemesi. Oysa üç ayrı nafaka türü var ve ikisi cinsiyetten bağımsız.

Gerçekte

Nafaka cinsiyete değil, koşullara bağlıdır. Yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eşe verilir ve bu eş kadın da erkek de olabilir; ayrıca talep eden eşin kusurunun daha ağır olmaması gerekir. İştirak nafakası çocuk içindir ve velayeti almayan ebeveyn öder — bu, velayet annede ise babanın, babada ise annenin yükümlülüğüdür. Tedbir nafakası ise yargılama süresince geçici olarak hükmedilir.

Pratikte ne anlama geliyorÇalışan, geliri eşine yakın veya daha yüksek olan bir kadın yoksulluk nafakası alamaz. Buna karşılık geliri olmayan ve boşanmada ağır kusuru bulunmayan bir erkek alabilir. Kusur dengesi burada belirleyicidir: aldatma, şiddet veya terk gibi ağır kusuru bulunan taraf, ekonomik olarak zayıf olsa dahi yoksulluk nafakası talep edemez.

16Şikâyetimden vazgeçersem dava düşer.

Neden böyle sanılıyorKarakolda sıkça duyulan “barışın, şikâyetini geri çek” telkini bu inancı yerleştiriyor. Bazı suçlarda gerçekten böyle olduğu için de tamamen yanlış görünmüyor.

Gerçekte

Bu, yalnızca şikâyete bağlı suçlarda doğrudur. Hakaret, basit yaralama, tehdidin bazı hâlleri, konut dokunulmazlığını ihlal gibi suçlarda şikâyetten vazgeçmek soruşturmayı veya davayı sona erdirir. Buna karşılık şikâyete bağlı olmayan suçlarda — dolandırıcılık, uyuşturucu, nitelikli yaralama, kasten öldürme, rüşvet — vazgeçmenin hiçbir etkisi yoktur; savcılık soruşturmayı kendiliğinden yürütür.

Pratikte ne anlama geliyorVazgeçme kararı geri alınamaz. Şikâyete bağlı bir suçta vazgeçtikten sonra fikir değiştirip yeniden şikâyet edemezsiniz. Ayrıca vazgeçmenin sanık tarafından kabul edilmesi gerekir; sanık kabul etmezse yargılama sürer ve beraat kararı çıkabilir. Baskı altında verilen vazgeçme beyanları, sonradan geri alınamadığı için en pahalıya mal olan kararlardandır.

17WhatsApp yazışmaları delil sayılmaz.

Neden böyle sanılıyor“Dijital veri kolayca değiştirilebilir” düşüncesi ve ekran görüntülerinin sahte olabileceği kaygısı. Bir de karşı tarafın “bunlar delil olmaz” demesi çoğu kişiyi geri adım attırıyor.

Gerçekte

Hukuk yargılamasında senetle ispat zorunluluğu bulunmayan hâllerde WhatsApp yazışmaları delil olarak kullanılabilir ve uygulamada sıklıkla kullanılmaktadır. Ceza yargılamasında ise delil serbestliği ilkesi geçerlidir. Belirleyici olan delilin türü değil, hukuka uygun elde edilip edilmediğidir. Kendi telefonunuzdaki, sizin taraf olduğunuz bir yazışma hukuka uygundur.

Pratikte ne anlama geliyorSınır şurada: başkasının telefonunu izinsiz karıştırmak veya eşin telefonuna gizlice yazılım yüklemek suç oluşturur ve bu yolla elde edilen kayıt delil olarak kabul edilmez — üstelik aleyhinize ceza soruşturması açılır. Kendi yazışmanızı ise ekran görüntüsü olarak değil, mümkünse cihazla birlikte veya noter tespitiyle sunmak ispat gücünü artırır; karşı taraf ekran görüntüsüne itiraz ederse bilirkişi incelemesi gündeme gelir.

18Tapuda satış bedelini düşük göstermek zararsız bir tasarruftur.

Neden böyle sanılıyorEmlak vergisi harcından tasarruf edilmesi ve “herkes böyle yapıyor” algısı. Kısa vadede gerçekten para kalıyor, bu yüzden risk görünmüyor.

Gerçekte

Tapu harcı gerçek satış bedeli üzerinden ödenmelidir. Bedelin düşük gösterilmesi vergi ziyaına yol açar; tespiti hâlinde eksik harç, gecikme faizi ve vergi ziyaı cezasıyla birlikte istenir. Tapu ve banka kayıtları karşılaştırıldığında tespit teknik olarak kolaydır.

Pratikte ne anlama geliyorAsıl tehlike vergi değil. Satış sonradan iptal edilirse — muvazaa, tapu iptali veya ayıp nedeniyle dönme hâlinde — iade edilecek tutar tapuda yazan bedeldir. Beş milyon ödeyip iki milyon gösteren alıcı, iptal hâlinde iki milyon geri alır ve aradaki farkı ispat etmek zorunda kalır. Aynı şekilde miras ve mal rejimi hesaplarında da tapudaki değer esas alınır. Kısa vadede kazanılan harç farkı, uzun vadede en pahalı kalem hâline gelebilir.

19Senedi ben imzalamadım, bir şey yapmama gerek yok.

Neden böyle sanılıyorİmza sahte olduğu için takibin kendiliğinden düşeceği varsayımı. “Nasılsa haklıyım” duygusu harekete geçmeyi geciktiriyor.

Gerçekte

İcra takibi süresinde itiraz edilmezse kesinleşir — imzanın sahte olması bunu kendiliğinden engellemez. Ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine itiraz edilmeli ve itirazda imzaya ayrıca ve açıkça karşı çıkılmalıdır. Sadece “borcum yok” demek yeterli değildir; imza itirazı bunun içinde sayılmaz.

Pratikte ne anlama geliyorSüresinde ve doğru biçimde imza itirazı yapılırsa ispat yükü alacaklıya geçer ve imzanın size ait olduğunu o ispatlamak zorunda kalır. Süre kaçırılırsa takip kesinleşir, haciz aşamasına geçilir ve elinizde yalnızca çok daha zor bir yol kalır: menfi tespit davası. Yedi gün, bu dosyalarda sonucu belirleyen tek etkendir.

20İstifa eden işçi hiçbir tazminat alamaz.

Neden böyle sanılıyorİstifanın “kendi isteğiyle ayrılma” sayılması ve tazminatın yalnızca çıkarılana ait olduğu düşüncesi. İşverenlerin “istifa dilekçesi yaz” yönlendirmesi de buradan besleniyor.

Gerçekte

Kural olarak doğrudur, ancak istisnaları geniştir. İşçi haklı sebeple istifa ederse kıdem tazminatına hak kazanır: ücretin ödenmemesi veya eksik ödenmesi, sigortanın düşük gösterilmesi, fazla mesai ücretlerinin verilmemesi, mobbing, iş koşullarının esaslı biçimde ağırlaştırılması. Ayrıca askerlik, evlilik (kadın işçi için bir yıl içinde) ve emeklilik hâllerinde de kıdem tazminatı doğar.

Pratikte ne anlama geliyorBelirleyici olan dilekçenin başlığı değil, ayrılmanın gerçek sebebidir. “İstifa ediyorum” yazan ama ücretini alamadığı için ayrıldığını ispatlayan işçi kıdem tazminatını alır. Bu yüzden gerekçesiz istifa dilekçesi imzalamak — özellikle işveren baskısıyla — en sık yapılan ve en pahalı hatadır. Ayrılma sebebini yazılı olarak bildirmek sonradan ispat yükünü hafifletir.

21Mirası reddedersem borçlardan tamamen kurtulurum.

Neden böyle sanılıyorReddin “ilişkiyi kesme” gibi algılanması. Büyük ölçüde doğru olduğu için de sorgulanmıyor — ama sonrasında ne olduğu bilinmiyor.

Gerçekte

Reddeden mirasçı terekedeki borçlardan sorumlu olmaz; bu doğrudur. Ancak miras ortadan kalkmaz, bir sonraki sıraya geçer. Çocuklar reddederse miras torunlara, onlar da reddederse murisin anne-babasına ve kardeşlerine düşer. Aile içinde zincirleme ret yapılmazsa borç, haberi olmayan bir yakına ulaşabilir.

Pratikte ne anlama geliyorSüre kritiktir: ret, mirasçının ölümü ve mirasçı olduğunu öğrenmesinden itibaren üç ay içinde sulh hukuk mahkemesine bildirilmelidir. Bu süre içinde terekeye ilişkin işlem yapmak — mirasa ait bir malı satmak, kiraya vermek, banka hesabından para çekmek — zımnen kabul sayılır ve ret hakkını düşürür. Reddedecekseniz süreç bitene kadar hiçbir tereke malına dokunmayın ve ret kararını tüm mirasçı halkasına aynı anda planlayın.

22Trafik kazasında kusur oranı polis tutanağıyla kesinleşir.

Neden böyle sanılıyorTutanağın resmî bir belge olması ve sigorta şirketlerinin buna göre işlem yapması. Olay yerinde söylenen “kusur sende” cümlesi de kesin hüküm gibi algılanıyor.

Gerçekte

Kaza tespit tutanağı bir delildir, hüküm değildir. Kusur oranını nihai olarak mahkeme belirler ve bunu genellikle bilirkişi incelemesiyle yapar. Tutanaktaki tespit yanlışsa veya eksikse — görüş açısı, hız, yol durumu, kamera kaydı dikkate alınmamışsa — mahkeme farklı bir orana hükmedebilir.

Pratikte ne anlama geliyorTutanakta aleyhinize kusur yazması davayı kaybettiğiniz anlamına gelmez; aynı şekilde lehinize yazması kazandığınız anlamına da gelmez. Bu yüzden olay yerinde kusur kabul eden bir beyan imzalamamak ve fotoğraf, kamera kaydı, tanık bilgisi gibi kendi delillerinizi toplamak önemlidir. Sigorta şirketinin tutanağa dayanarak yaptığı eksik ödeme de nihai değildir; fark için dava yolu açıktır.

Av. Mert Çelik

bu yazıyı hazırlayan

Av. Mert Çelik

Muğla Barosu · Sicil 2039 · Bodrum · 2018’den beri

Bu makale genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki mütalaa veya avukatlık hizmeti niteliği taşımaz. Mevzuat değişebilir; güncel durumunuz için mutlaka bir avukata danışınız.